Günümüzde aile mahkemelerinin en temel ilkesi "çocuğun üstün yararı" olarak kabul edilse de, uygulama aşamasında ciddi mağduriyetler yaşanmaktadır. Özellikle boşanma süreçlerinde çocukların babalarından koparılarak velayetin %76,4 oranında annelere verilmesi, toplumsal bir soruna dönüşmüştür. Uzmanların cinsiyetçi bakış açısıyla tesis ettiği "15 günde bir görüşme" kararları, çocukların babalarına yabancılaşmasına (EYS) yol açmaktadır.
İnanç ve Tarihi Değerlerimiz Işığında Velayet
İnanç değerlerimiz ve temel dini referanslarımız, çocuğun bakımı ve velayeti konusunda dengeli bir yaklaşım sunar. Kur'an-ı Kerim'de çocukların emzirilmesi ve bakımı konusunda tarafların iyilikle anlaşması öğütlenirken, Hz. Peygamber (S.A.V) "Çocuk kimin döşeğinde doğarsa ona aittir" buyurmuştur. Bu değerler ışığında, çocukların belirli bir süre anne bakımında, ardından ise babanın kontrolünde olması esas kabul edilmiştir.
Tarihi süreçte ise, 743 sayılı eski Türk Medeni Kanunu incelendiğinde daha adil bir dengenin gözetildiği görülmektedir. O dönemdeki uygulamalarda, çocukların ihtiyaçları doğrultusunda babanın karar mekanizmasında daha etkin olduğu ve velayetin belirli bir yaştan sonra babaya devredilmesinin öngörüldüğü maddeler yer almaktaydı.
Uluslararası Sözleşmeler ve Anayasal Haklar
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Anayasamızın 41. maddesi, çocuğun anne ve babasıyla düzenli ilişki kurma hakkını güvence altına alır. Ancak pratikte;
Ortak Velayet İhmali: 6684 sayılı kanunla iç hukukumuza giren eşitlik ilkesi ve ortak velayet uygulaması mahkemelerde yeterince dikkate alınmamaktadır.
Eğitim ve Sağlık Hakkı: Velayeti annede olan çocukların eğitim ve sağlık durumlarını babaların takip etmesi, okullar ve hastaneler nezdinde annelerin talimatlarıyla engellenmektedir. Oysa kanun, velayeti kendisinde olmayan eşin de çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılması ve bu süreçlerde yer alması gerektiğini belirtir.
6284 Sayılı Kanun ve İftira Mağduriyetleri
Maalesef günümüzde 6284 sayılı kanun, çocukla kişisel ilişki kurulmasını engellemek amacıyla bir "joker" gibi kullanılmaktadır. "Mağdurun beyanı esastır" ilkesi suiistimal edilerek, babalara öz evlatlarına karşı taciz gibi ağır iftiralar atılmakta ve uzun süren yargılamalar nedeniyle baba-çocuk bağı geri dönülmez şekilde koparılmaktadır.
Çocuk teslimine dair kararlara uymayanlara hapis cezası öngörülmüş olsa da, uygulamadaki aksaklıklar çocukların "üstün yararını" değil, "üstün zararına" dönüşmesine neden olmaktadır. Toplumun sağlıklı inşası için velayet sistemindeki bu çarpıklıkların giderilmesi ve babaların evlatları üzerindeki haklarının korunması elzemdir.